Christine Bard – Pantolonun Politik Tarihi

Pantolonun Politik Tarihi Kitap Kapağı Pantolonun Politik Tarihi
Christine Bard
Sel Yayıncılık
344

Nedir pantolon? Belimizden ayaklarımıza kadar olan bölümünü örten ve iki bacağımızı kaplayan bir giysi. Ancak giysi, toplumsal düzeni yansıtır ve onu yeniden üretir. Dolayısıyla pantolonun öyküsünün ardında koca bir anlam yatar, ne de olsa "kişisel olan politiktir". Carl Flügel, erkeğin pantolon giymesini "güzellik iddiasını bırakıp, biricik amacının yararlılık olmasına" yorar. Simone de Beauvoir "Kadın gibi giyinmek kadar doğal olmayan bir şey yoktur; hiç kuşkusuz erkek kıyafeti de yapaydır ama daha rahat ve daha sadedir, hareketlerin engellenmesi için değil desteklenmesi için tasarlanmıştır," der.

Pantolon başlangıçta bir erkeklik simgesidir ve kadınların giymesi yasaktır. Hatta kılık değiştirmek bir sahtecilik suçudur. Fransız devriminde yeni toplumu ve düzeni yansıtan en önemli unsurlardan biri olur. Dönemin radikalleri sans-culottelar da ismini pantolondan alır. Öte yandan Fransız Devriminin de ortadan kaldırmadığı cinsiyet ayrımcılığının sembolü olmayı sürdürür. Kadınların son iki yüzyılın bu önemli simgesini keşfetmeleri ise politik boyutu olmayan bir bireysel kimlik ya da pratik bir giysi tercihi değil cinsiyetlerin eşitlik arzusunun ve mücadelesinin ifadesidir.

Pantolonun Politik Tarihi, giysinin politik diline tercümanlık eden kaydedeğer bir kültür tarihi çalışması.

Eduardo Galeano – Latin Amerika’nın Kesik Damarları

Latin Amerika'nın Kesik Damarları Kitap Kapağı Latin Amerika'nın Kesik Damarları
Eduardo Galeano
Sel Yayıncılık
359

Beş yüz yıldır topraklarındaki zenginlikler nedeniyle kesintisiz bir yağma ve saldırıya maruz kalan Latin Amerika'nın hikâyesi; bütün insanlığın güç ve iktidar ilişkilerinin, emperyalist politikaların, savaşların altındaki nedenlerin, baskı karşısında mayalanan öfkenin, isyanın ve acının özetidir.

Altın, inci, kalay, gümüş gibi madenlerin; kakao, şeker kamışı, muz, pamuk gibi tarım ürünlerinin fışkırdığı bereketli topraklar, halkların yoksulluğunu doğurmuş, her daim başka kıtaların ihtiyaçlarını karşılamak üzere kimi zaman işgal, çoğu zaman da kukla yönetimler aracılığıyla talan edilmiştir. Üstelik saldırganlar hiçbir zaman niyetlerini gizleme ihtiyacı da duymamıştır. Meksika'nın fethi sırasında Hernán Cortés'in yardımcılığını yapan Bernal Diaz del Castillo şu sözlerle bunu açıkça ifade eder: "Tanrı'ya ve hükümdarımıza hizmet için geldik biz buraya. Fakat aynı zamanda, buradaki zenginlikler için de geldik." Köle taşıyan gemiler belki artık okyanusu geçmiyor ama köle tüccarları Çalışma Bakanlığı aracılığıyla işlerini sürdürmeye devam ediyorlar.

Yağma ve talanın olduğu yerde elbette direniş de var; Latin Amerika tarihi aynı zamanda Tupac Amaru'dan Hidalgo ve Morelos'a, Simón Bolivar'dan José Artigas'a, Zapata'dan Castro ve Che Guevara'ya kadar bugünümüze de ilham veren birçok ismin öncülüğünde gelişmiş bir ayaklanmalar tarihidir. Eduardo Galeano bu hırs, talan, yağma, kan, gözyaşı ve direnişle harmanlanmış yüzyılların dökümünü her zamanki sade ama çarpıcı diliyle kayıt altına alırken, belleklere kazınması gereken bir gerçekliğin altını kalınca çiziyor, bugünü anlamanın ipuçlarını incelikle satırlara döküyor, sömürüye karşı öfke kadar umudu da büyütüyor…

David Le Breton – Acının Antropolojisi

Acının Antropolojisi Kitap Kapağı Acının Antropolojisi
David Le Breton
Sel Yayıncılık
240

Türk okurunun 'Yürüyüşe Övgü' ile tanıdığı David le Breton, son kuşağın önde gelen düşünürlerinden biri. Moderniteye yepyeni bakışaçılarıyla yaklaşan, bireyin günümüzün toplumsal mekanizmalar karşısındaki yerini arayan, David le Breton, kendine özgü bir 'risk sosyolojisi' geliştirdi. 'Acının Antropolojisi,'daha önce tehlike ve sessizlik üzerinde çalışmış bir yazarın, insan gövdesinin en kuytu boyutları hakkında derin ve etkileyici bir kitabı.

Georg Lukacs – Goethe ve Çağı

Goethe ve Çağı Kitap Kapağı Goethe ve Çağı
Georg Lukacs
Sel Yayıncılık
300

Goethe modern yaşamın İlyada’sı Faust’da bir adamın kaderini anlatır, ama şiirin gerçek içeriği tüm insanlığın kaderidir. Günümüze uzanan büyük bir geçiş çağının en önemli felsefi sorunları, modern insanın ve hayatın en temel çelişkileri önümüze serilir. Estetik ve eleştirinin ustalarından Georg Lukacs, çağını ve sonrasını entelektüel alanda oldukça etkilemiş olan Alman Aydınlanması’nı incelerken bu kazıyı derinleştiriyor. Başta Goethe olmak üzere, Schiller, Hölderlin, Schelling ve Lessing‘nin yazdığı eserler, kitaplar, oyunlar ve yarattıkları karakterler dönemin toplumsal devinimi içerisinde hem üst hem de alt metinleriyle birlikte incelenirken, sebepleri ve sonuçları bakımından bir “çağ” okurun önüne seriliyor.

"Aydınlanma'da en büyük ve en büyüleyici şey, Mozart figüründeki en büyük ve en enfes şeyle buluşur." Lukacs'ın sözleri, “edebiyatı aşan edebiyat incelemelerine” esin kaynağı olan bu çalışmasını da tarifler gibi. Lukacs, Almanya’nın koşullarına ve tarihsel gelişimine olduğu kadar Avrupa aydınlanmasına, Hegel felsefesinden dönemin müziğine dünün birikimini burjuva edebiyat tarihi tahrifatından arındırıp gerçek bağlamına oturtarak günümüze de ışık tutuyor. Tarihi, felsefeyi ve politik ekonomiyi edebiyata dönüştürüyor.

Dan Franck – Bohemler

Bohemler Kitap Kapağı Bohemler
Dan Franck
Sel Yayıncılık
432

1911 yılında Mona Lisa’nın Louvre’dan çalınması büyük bir skandala neden olmuş, Louvre’dan Mona Lisa’yı değil ama bazı nesneleri yürüttüğünü açıklayan Géry-Piéret adındaki Belçikalıdan bazı heykelcikler satın alan Pablo Picasso’yu bir telaştır almıştı! Heykelcikler, Picasso ve Apollinaire dostluğunun sınandığı uzun bir macera sonucu Seine nehrine atılmaktan kurtulup, Louvre’a geri döndü... Ama yüzyıl başında Paris, modern sanatın bu tartışmasız başkenti, daha nice ilginç olaya gebeydi!
Picasso’dan Matisse’e, Modigliani’den Man Ray’e, Apollinaire’den Hemingway’e, Braque’tan Breton’a, Max Jacob’tan Cocteau’ya, Cendrars’tan Desnos’a, Diego Rivera’dan Utrillo’ya, Tristan Tzara’dan Kiki’ye nice ressam, model, şair ve yazara evsahipliği yapan Paris, Montmartre’ı, Montparnasse’ı, sokakları, müzeleri, barları ve birbirinden ilginç karakteriyle Bohemler’in başrolünde: Modern sanatın tarihinin yazıldığı yıllarda Paris’te yaşanan bireysel mücadeleler ve genel olarak avangard sanatın mücadelesi; geleceğin ünlü sanatçıları arasındaki dostluklar, aşklar, kıskançlıklar ve kavgalar ve yüzyıl başında, Paris’i bugünün efsanevi kenti yapan her şey... Picasso’yla heyecanlanacak, Utrillo’yla içecek, Modigliani’yle hüzünlenecek ve daha nice ilginç karakterin gerçek yaşamından kesitlere tanıklık edeceksiniz...

Bohemler, modern sanatın doğum sürecini merak edenler, ama bir tarih kesitini edebiyat tadında okumak isteyenler için vazgeçilmez bir kaynak!

Serol Teber – Melankoli

Melankoli: Normal Bir Anomali Kitap Kapağı Melankoli: Normal Bir Anomali
Serol Teber
Sel Yayıncılık
368

Melankolik kişiliğin gizemini anlamaya yönelik çalışmalar Homeros destanlarında başlamış, Hipokrat yazınında sürmüş,,,,
Sophokles'in trajedilerinde doruğa ulaşmıştır. Aristotales, olağanüstü kişiliklerden, özgün bir ahlak ve tutkulu bir heyecan içinde yaşayanların genellikle melankolik olduklarını söylemiştir. Demokritos, Herakleitos, Empedokles örneklerinde olduğu gibi... Albrecht Dürer, Hölderlin, Walter Benjamin, vb. hep bu tür bir melakolik yaşamın aurasını yaymışlardır. Melankolik yaşamda, çok kez, sıradan varoluşun acılı sefaleti aşılabilmekte, trajik fakat onurlu estetik özelllikleeri olabilen yepyeni bir benlikle karşılaşılmaktadır.

Yılmaz Erdoğan – Hüzünbaz Sevişmeler

Hüzünbaz Sevişmeler Kitap Kapağı Hüzünbaz Sevişmeler
Yılmaz Erdoğan
Sel Yayıncılık
91

Aklı hin yüreği hüzünbaz bir yazardan İngilizce öyküler...... Aşkımız iki gözlüklünün öpüşme çabasıydı; gözlükleri çıkarmak hiç aklımıza gelmedi. ... Hiç düşündün mü belkiyi? Belki, eline en yakışan takı benim elim. Belkide en belli olacak yalan, benim söylediğim... Belki sen ve belki ben...... Yoksulluk, kirden rengi tanınmayan bir beyaz tutsaklık... İnsan kendine iltica edebilir mi?... Ölü olarak ele geçiriliyor en sıcak insan sözleri...Ve hüznüm bir kamu morgunda işe başladı.

Yılmaz Erdoğan – Hijyenik Aşklar

Hijyenik Aşklar Kitap Kapağı Hijyenik Aşklar
Yılmaz Erdoğan
Sel Yayıncılık
158

Kalabalık geceleri bekleyen yalnız kahvaltılar için hep acele ediyorduk. Yağsız beyaz peynir tadında ilişkiler kuruyorduk. Seviyorduk. Sevmeyi seviyorduk. Bazı elele yürüyüşlerde yağmur yağsın istiyorduk. Hangi sevdanın üstüne yağmur yağsa, biz onu aşk belliyorduk. Hijyene önem vermiyorduk. Beyaz çarşafların üstündeki lekeler aşklarımızın haritalarıydı. Hangisi biz, hangisi yavru vatan oradan anlıyorduk.

Terry Eagleton – Edebiyat Olayı

Edebiyat Olayı Kitap Kapağı Edebiyat Olayı
Terry Eagleton
Sel Yayıncılık
256

"Edebiyat" diye bir kategoriden bahsedebilir miyiz? Gerçeklik ile kurmaca nerede birbirinden ayrılır? Çeşitli edebiyat kuramları metnin ne demek olduğu ve ne işe yaradığı konusunda bize ne söylüyor? Kavram ile "şeyler", söz ile eylem arasındaki ilişki nedir? Kültür kuramları ile politik durumun bir ilgisi var mı? Edebiyat bir strateji midir? Terry Eagleton daha önceki kitaplarında da öne sürdüğü soruları yeni bir perspektifle ele alırken, edebiyatın kültür içindeki yerine, geçerliliğine, işlevine ve sınırlarına dair net bir bakış açısı sağlıyor.

"Edebiyat Olayı", yalnızca bir edebiyat olayı değil. Edebiyatın doğasına, yapısına, dünya ile ilişkisine dair temel soruları ve çeşitli edebiyat teorilerinin bu konularda verdiği yanıtların ne anlama geldiğini incelerken; dil, kavramlar, gerçeklik, kültür ve ideoloji gibi konularda temel yaklaşımları da sorguluyor ve tatmin edici cevaplar sağlıyor. Edebiyat kuramı, eleştirel teori ve analitik felsefeyi alışılmadık biçimde bir araya getiren Eagleton, ona haklı bir ün sağlayan birikimini ironik bir dille, hiç olmadığı kadar özlü ve bütünlüklü biçimde okuyucularına sunuyor.

"Görgüsüzlük edecek olsam, diyebilirdim ki bu kitap, edebiyatın (en azından bugün için) gerçekte ne anlama geldiğinin makul bir açıklamasını sunuyor ve aynı zamanda hemen hemen tüm edebi kuramların ortak bir yönüne ilk kez dikkati çekiyor. Ama dediğim gibi görgüsüzlük edip bunu dile getirmeyeceğim."

Valerie Solanas – Erkek Doğrama Cemiyeti Manifestosu

Erkek Doğrama Cemiyeti Manifestosu Kitap Kapağı Erkek Doğrama Cemiyeti Manifestosu
Valerie Solanas
Sel Yayıncılık
92

Erkek Doğrama Cemiyeti Manifestosu (SCUM Manifesto)'nu politik bir metin olarak değil, bir sanat eseri, o yılların Amerikan toplumunun ve kültürünün acımasız bir eleştirisi olarak okumak gerekir. Kaleme aldığı manifesto kadar "Andy Warhol'u vuran kadın" olarak da tanınan Valerie Solanas, küçüklüğünden itibaren patriyarka karşısında yaşadığı her şeyden politik sonuçlar çıkartmış ve Manifesto'da ifade etmiş. Aile, baba, akıl hastalığı ve cinsellikle ilgili yazdıklarında bu açıkça görülür.
Kadınların yaratılıştan noksan, zayıf ve aşağı oldukları asırlardır iddia edilir. Valerie bunu eğlenceli bir biçimde ters yüz etmiş ve doğal, bilimsel! politik sonuçlarına götürmüş; eğer bir cins eksikse, bu eril olandır ve öyleyse onların bertaraf edilmeleri gerekir.
Bu manifestonun "kadın erkek çoğumuzun, kadın kalbinde yattığına inanmak istemediğimiz bir intikam ateşini dillendirdiği" söylenir.
Katılıyoruz...

Metin Üstündağ – Hasar Tespit Çalışmaları

Hasar Tespit Çalışmaları Kitap Kapağı Hasar Tespit Çalışmaları
Metin Üstündağ
Sel Yayıncılık
160

vincent van gogh'un arles'teki odası şimdi bütün dünya... Yürek tokluğuna sevişiyoruz

Metin Üstündağ – Görüşmeyeli Uzun Zaman Oldu

Görüşmeyeli Uzun Zaman Oldu Kitap Kapağı Görüşmeyeli Uzun Zaman Oldu
Metin Üstündağ
Sel Yayıncılık
128

- merhaba...
- merhaba..
- görüşmeyeli, uzun zaman oldu...
- evet...
- neler yaptın...
- sensizliğe alıştım...
- ciddi misin...
- tıka basa...
- niye ki...
- çünkü sen, beni ve hayatımı evvela sırf kendinle doldurdun, sonra da çekip gittin...
- bilmiyordum...
- hiçbir şey bilmiyorsun sen zaten...

Albert Caraco – Kaos’un Kutsal Kitabı

Kaos'un Kutsal Kitabı Kitap Kapağı Kaos'un Kutsal Kitabı
Albert Caraco
Sel Yayıncılık
104

20. yüzyılın son kâhin-peygamberi Albert Caraco’dan tüm insanlığa bir lanettir Kaos’un Kutsal Kitabı. Nietzsche’den bu yana hiçbir filozofun gösteremediği yıkıcı gücü taşıyan, bir münzevinin kendisine “rağmen” kültleşen metni... Soğukluğu, dolaysızlığı ve berrak karamsarlığıyla eşsiz, bir “nesnellik fanatiği”nin bedduası… Üremeye, üretmeye ve tüketmeye bir reddiye; şehirlere, beton katmanlarına, budala politikacılara, böcekleşmiş yığınlara, gökten firar etmiş tanrılara bir lanet...

Çağın ender münzevi düşünürlerinden birinin kaleminden yoğun, sert, kehanet dolu, provokatif ve karanlık bir metin.

William S. Burroughs – Yumuşak Makine

Yumuşak Makine Kitap Kapağı Yumuşak Makine
William S. Burroughs
Sel Yayıncılık
140

Beat kuşağının önemli temsilcilerinden William S. Burroughs bu kuşağın yazarlarının edebiyatta yaptığı devrimi bir adım daha ileri götürmek için çarpıcı bir üçleme yazar. Bu üçlemenin ilk kitabı olan Yumuşak Makine, okurları Burroughs'un içinde kutsal ya da tabu olan hiçbir şeyin bulunmadığı hayal dünyasının derinliklerine götürüyor. Sert, yaratıcı, özgür, eğlenceli, şiirsel bir tonun egemen olduğu bu dünya tüm klişeleri dönüştürürken her alanda sonsuz bir özgürlüğün kapılarını da aralıyor.

Nefret, parasızlık, savaş, baskı, aşk ve her tür bağımlılığın kol gezdiği bu dünyada tekinsiz bir yolculuğa çıkan okurları rahatsız edici, benzersiz, zorlu ve yaratıcı bir okuma serüveni bekliyor.

Elias Canetti – Körleşme

Körleşme Kitap Kapağı Körleşme
Elias Canetti
Sel Yayıncılık
565

Dünya edebiyatının başyapıtlarından biri olduğu tartışmasız kabul edilen Körleşme, Almanya'da edebiyatın, politikanın kirli gölgeleri altında yitip gitmeye yüz tuttuğu bir dönemde yazılmıştır. Ancak, Elias Canetti kurguladığı zaman ve mekân, kullandığı dil ve üslup, karakterlerindeki soyutlamanın isabetliliği ve bunları aktarmadaki başarısı sayesinde sınırları aşmış, evrenselliğin en üst boyutlarına ulaşmıştır.

Çoktandır kendi fildişi kulesine çekilmiş bir aydının trajedisinde cisimleşen Körleşme, insanoğlunun kendi eliyle kurduğu, sonra da kendisine yabancılaşmış, düşman kesilmiş bulduğu dış çevreyi, son derece özgün bir biçimde ve en uçta sayılabilecek araçlarla tasvir etmeyi başarıyor.

İnsanın gerçeklik karşısında ne ölçüde körleşebileceğini, her dönemde ve her toplumda rastlanabilen "aymaz" aydın karakterinde ustalıkla yansıtan Canetti, düşünce ile gerçeklik arasındaki kopuşun hikâyesini anlatırken yarattığı dehşet atmosferiyle okuru derinden sarsıyor.