Ahmet Yaşar Ocak – Kültür Tarihi Kaynağı Olarak Menâkıbnâmeler

Kültür Tarihi Kaynağı Olarak Menâkıbnâmeler Kitap Kapağı Kültür Tarihi Kaynağı Olarak Menâkıbnâmeler
Ahmet Yaşar Ocak
Timaş Yayınları
176

İslam kültür ve inanç tarihine tasavvufun yaptığı en ilginç katkılardan birinin evliya menkabeleri olduğu şüphe götürmez. Müslüman halk inançlarını hâlâ derinden etkileyen ve ona bir çeşit evliya kültü mahiyeti kazandıran evliya menkabelerinin, bu kültürün tarihî, sosyolojik, psikolojik ve folklorik açıdan incelenip anlaşılmasında birinci dereceden önemli bir kaynak grubu olduğu da açıktır. Ne var ki, önemi bu derece meydanda olan evliya menkabelerinin ne belirtilen açılardan ne de İslamî edebiyat tarihi açısından gerekli tahlil ve incelemelere tâbi tutulduğu söylenemez.

Ahmet Yaşar Ocak’ın Kültür Tarihi Kaynağı Olarak Evliya Menâkıbnâmeleri adlı bu kitabı, evliya menkabe ve menâkıbnâmeleri üzerinde yapılacak bilimsel ve popüler araştırmalara yol gösteren metodolojik bir çalışma özelliğini taşımakta ve bu alana önemli bir katkı sunmaktadır.

Alejandro Guillermo Roemmers – Genç Prens’in Dönüşü

Genç Prens'in Dönüşü Kitap Kapağı Genç Prens'in Dönüşü
Alejandro Guillermo Roemmers
Timaş Yayınları
128

18 DİLE ÇEVRİLMİŞ ULUSLARARASI BESTSELLER: GENÇ PRENS’İN DÖNÜŞÜ

“O büyüseydi ne olurdu? Bir gence dönüşseydi? Yine masumiyetini koruyabilir miydi? Günümüz dünyasının yiten değerlerine, savaşlara, yaşanan acılara ve hastalıklara nasıl cevap verirdi? İşte A.G. Roemmers aklında bu sorularla kendini dokuz gün dokuz gece bir odaya kapatarak, ‘ruhunun derinliklerinden’ çıkacak bir hikâye yazmaya koyuldu. Sonuç Genç Prens’in Dönüşü oldu.” El Pais

“Kafası karışmış bir dünyada yaşıyoruz; kim olduğumuzu, nerede olduğumuzu, nereye gittiğimizi bile bilmiyoruz artık. […] İşte bu yüzden kaybedilen değerleri yerine koymanın ve küçük şeylere yeniden önem vermeye geri dönmenin zamanı geldi.” A.G. Roemmers – El Mundo röportajı

Genç Prens’in Dönüşü, yayımlanışından bugüne yediden yetmişe her yaştan okurun kalbine dokunmayı başarmış bir kahramanın, çocukluğumuzun Prensi’nin Dünya’ya dönüşünün hikâyesi… Patagonya’nın çorak topraklarında yalnız başına arabasıyla seyahat eden bir adam, yolda yardıma ihtiyacı olan bir gençle karşılaşır. Adam, genci arabasına alır ve birlikte seyahat etmeye başlarlar. Birbirinden çok farklı hayatlara ve karakterlere sahip iki kahramanımız, yol boyunca hayat ve insanlık üzerine derinlikli sohbetler gerçekleştirir, hikâyelerini paylaşırlar. Kahramanlar için bir manevi yolculuğa dönüşen bu seyahatte paylaştıkları kalp kırıkları, mutlulukları, inançları, çocukluktan olgunluğa attıkları adımlar, vicdani sorgulamaları, coşkuları; okuyan herkese yeni kapılar açacak öğütler taşıyor.

Uluslararası bestseller Genç Prens’in Dönüşü, modern zamanlarda yitirdiklerimize vurgu yapan, sevginin gücüne ve mucizelere inancımızı tazeleyen bir kitap: Herkes içindeki Prens’i keşfedebilsin, kalbini hayata açabilsin diye…

Leyla İpekçi – Maya

Maya Kitap Kapağı Maya
Leyla İpekçi
Timaş Yayınları
144

Leylâ İpekçi'nin ilk romanı Maya, 1998'de Milliyet Sanat Dergisi'nin İlk Kitap İlk Baskı adlı yarışmasında ödül alarak basılmış ve çok kısa sürede altı baskı yapmıştı. Yazarın 2000'li yıllarda 'Başkası Olduğun Yer', 'Ateş ve Bahçe' gibi romanlarıyla çıkacağı dil yolculuğunun ipuçlarını taşıyan bu roman, sevgisiz ve şiddet içinde büyüyen bir çocuğun yedi sekiz yaşlarından 20'li yaşlarına dek öyküsünü anlatıyor. Yazar, okuru Maya'nın dünyasında gezdirirken bir yandan da hepimizin ilk anılarına, kapanmayan yaralarına, yarım kalmış vedalarına dokunuyor. Kısacası insanın mayasına... Türkçe edebiyatta çok sık rastlanmayan bir üslupla, tek başına büyümek zorunda kalan kız çocuğunun ağzından yazılan bu roman: Çocuksu, naif ve hamasi bir dile yaslanmadan, saf edebiyatın toprağında yeşeriyor...

"Tamamen iyileştikten sonra, ay ışığında bir görünüp bir kaybolan koridorları yeniden cilalamaya başlayacağım. Baş aşağı kaymak için değil, bir kez daha hızla geçip gitmek için..."

Hilmi Yavuz – Okuma Biçimleri

Okuma Biçimleri Kitap Kapağı Okuma Biçimleri
Hilmi Yavuz
Timaş Yayınları
240

Zamanın ruhu’nun, edebî okumaları, ağırlıklı olarak romana ve düzyazı türlerine doğru yönlendirdiği bir dönemde Hilmi Yavuz; şiiri, teorik okumalarla yeniden gündeme taşıyor. Geçmiş ve günümüz şiirinin biçim ve imgelem açısından ele alındığı metinlerin yanı sıra diğer sanat ve sosyal bilim dallarına ilişkin anekdotlar da Yavuz’un engin birikiminden süzülerek sayfalara yansıyor. Şiir ve poetika, okuma biçimleri, dil felsefesi odaklı metinlerle birlikte sinema, heykel, müzik, fotoğraf ve resim, sanat temalı yazıların ana başlıklarını oluşturuyor. Yahya Kemal, Sezai Karakoç, Ahmet Hamdi Tanpınar, Mevlânâ Celaleddin-i Rumî, Behçet Necatigil, Hölderlin gibi sayısız yazar, şair ve dünürün eserlerine dikkati çekerken; Yunus Emre, Mozart, Cinuçen Tanrıkorur, Kamil Fırat, Rahmi Aksungur gibi birçok sanatçının dünyasına açılan kapıları aralıyor.

“‘Okuma Biçimleri’nden bir edebî metnin okunma, yorumlanma ve anlamlandırılma biçimlerini kastettiğimi belirtmeliyim. Şüphesiz bir metin, birbirinden çok farklı bağlamlarda okunabilir; ama galiba, en doğrusu, öncelikle, bu bağlamların neler olduğunu ortaya koymak olmalıdır. […] Edebiyat teorileri, bunu ya yazar merkezli olarak okuma, yani ‘yazarın niyeti’ni (intentio auctoris) açığa çıkaracak bir okuma; ya metin merkezli okuma, yani ‘metnin niyeti’ni (intentio operis) açığa çıkaracak bir okuma; yahut da okur merkezli okuma, yani ‘okurun niyeti’ni (intentio lectoris) açığa çıkaracak bir okuma biçiminde öbeklendirirler. Oysa eleştiri pratiği, edebiyat teorilerinin bu kesin sınırkoyucu öbeklendirmelerini aşan, teoriyle pratiğin örtüşmediği durumlarla karşı karşıya bırakır bizi.”

Mahir Kaynak – Komplo Yok

Komplo Yok Kitap Kapağı Komplo Yok
Mahir Kaynak
Timaş Yayınları
195

Gerçekler sadece gördüklerimizden ibaret değildir. Bizim gördüklerimiz, gerçeklerin sahneye vuran gölgeleri de olabilir. Öyleyse repliklere takılıp kalmak yerine -en azından zihnen- perdeyi aralamak için sorular sormak ve düşünmek gerekiyor.Bir dönem, medya tarafından yoğun ilgi gören ve söyledikleriyle farklı bir çizgi sunan Mahir Kaynak'ın suskunluk dönemi bu kitapla bozuluyor. Bir kenarda kalmasına ve unutulup gitmesine razı olmadığımız, 1994'den 1998'e kadar olan dönemde Türkiye'nin seyrine ve Türkiye gerçeklerinin perde arkasına ışık tutan yazılardan oluşan bu kitabı, zevkle okuyacaksınız.

Mehmet Emin Ay – Çocuklarımıza Allah’ı Nasıl Anlatalım?

Çocuklarımıza Allah'ı Nasıl Anlatalım? Kitap Kapağı Çocuklarımıza Allah'ı Nasıl Anlatalım?
Mehmet Emin Ay
Timaş Yayınları
192

Yaşadığımız bu çağın sonuna yaklaşıken, dünya devletlerinin bir yandan teknoloji yarışını hızlandırdıkları, öte yandan eğitime hız verdikleri görülmektedir. İnsan gücünden en iyi şekilde faydalanmasını bilen devletler, kısa zamanda gelişmiş ve yeryüzünde söz sahibi olmuşlardır. Bu gelişmenin ardındaki en önemli gerçek, bu devletlerin sistemli ve programlı bir eğitim yapısına sahib olmalarının yanı sıra, manevi değerlerinden asla taviz vermemeleridir. İnsan hayatında ihmale gelmez ve vazgeçilmez bir yeri olan çocukluk dönemi eğitiminde anne ve babalara, anaokulu ve ilkokul öğretmenlerine büyük destek sağlayacağına inandığımızın dikkatlerine iftiharla sunuyoruz.

Nevzat Tarhan – Psikolojik Savaş

Psikolojik Savaş: Gri Propaganda Kitap Kapağı Psikolojik Savaş: Gri Propaganda
Nevzat Tarhan
Timaş Yayınları
352

Psikolojik savaş, klasik anlamdaki savaşın kazanılması veya kaybedilmesinde, savaştan sonra da üstünlüğün devam etmesinde yahut sorunların çözülmesinde insanların ruh haline etki ederek sonuç almak olarak tanımlanır.

Düşmanını tanımayan, savaşta yenilir. Hem kendisini hem düşmanını tanımayan savaşta yenildiği gibi savaştan sonra da toparlanamaz. Düşmanın tanımayıp kendisini tanıyan, savaştan sonra başarıya ulaşabilir. Hem kendisini hem düşmanını tanıyan gücün ise, yenik düşme ihtimali yok gibidir.

Hile ve aldatmaların etkili olabilmesi için gizli kalması gerekir. Amacımız hile ve aldatma yöntemlerinin bilinmesi sağlamakla toplumsal ahlaka hizmet etmektir. Psikolojik savaşta yenilen taraf, bilgi gücü zayıf olan taraftır. Doğru insanların, ayakta kalmak, toplumun geleceğinde söz sahibi olmak gibi bir kaygıları varsa bu kitabı okumaları önemlidir.

Dino Buzzati – Dağların Adamı Barnabo

Dağların Adamı Barnabo Kitap Kapağı Dağların Adamı Barnabo
Dino Buzzati
Timaş Yayınları
149

Dino Buzzati'nin ilk romanı ilk kez Türkçede!
İnsanın yalnızlıkla imtihanı…
Gazeteci, ressam ve hepsinin ötesinde ünlü romancı Dino Buzzati'nin ilk romanı Dağların Adamı Barnabo ilk kez Türkçede… Yazar, sembollerle dolu gerçeküstü bir dünyayı, gerçek dünyanın yanına yerleştiriyor; gerçeği inceden inceye istila eden o iç sıkıntısı ve yalnızlığı hikâyelerindeki kahramanlar ve nesneler aracılığıyla aktarıyor.
"Ormanın kuytu bir yamacında, hiç bir işe yaramayan bir cephaneliği beklemekle görevlendirilmiş bekçilerin hikâyesinin anlatıldığı Dağların Adamı Barnabo, yazarın ilk kitabı. Kitabı okuyanlar, Buzzati'nin daha başından beri temel meselesinin değişmediğini, San Nicola kasabasının uzak bir yamacındaki cephaneliğin, Tatar Çölü'ne bakan Bastiani Kalesi'nin bir ilk taslağı olduğunu göreceklerdir. Bir de, bir ustanın çıraklığındaki güzelliği!
On yedi yıl önce, Dino Buzzati'nin bir kitabına önsöz yazabileceğim, aklımın ucundan bile geçmezdi."
Ali Ayçil
"Barnabo'nun yolculuğu aracılığıyla temsil edilen hayat yolculuğu ve daha ilk romanından itibaren işlemeye başladığı tipik Buzzati konularındandır uzun bekleyişler, geçen zamanın ritmi, korku veren belirsiz bir şeye doğru geriye dönüşü olmayan bir ilerleyiş, baskı yapan geçmişin hatırası, geride kalan yılların bıraktığı boşluk ve nihai kurtuluş. Eğer bir Buzzati hayranıysanız bu kitabı mutlaka okumalısınız çünkü yazar Buzzati'nin doğuşuna tanıklık edeceksiniz. Buzzati'yle yeni tanışıyorsanız, doğru yerden başlıyorsunuz."
Elçin Kumru

Nazan Bekiroğlu – Nun Masalları

Nun Masalları Kitap Kapağı Nun Masalları
Nazan Bekiroğlu
Timaş Yayınları
160

Nazan Bekiroğlu’nun Unutulmaz Eseri “Nun Masalları” Timaş’ta.

Masal gemisi, nihayet İstanbul Boğazı’ndan, son padişahla son şehzadesini alarak uzaklaştı.
Hiçbir şey kalmadı geriye.
Bir büyük boşluk kaldı geriye.
Bir deutun bunları, bulutların ufuk üzerinde koştuğu güz akşamları, kıyıya iyice yanaşan masal gemilerinin gölgelerine bakarak ve dahi o gölgeleri kendisi gibi görebilecek başkalarının varlığını da vehmederek dalgalara söyleyen öykücü.

Nazan Bekiroğlu – Nar Ağacı

Nar Ağacı: Sen Öyle Çağırmasan Ben Böyle Gelmezdim Kitap Kapağı Nar Ağacı: Sen Öyle Çağırmasan Ben Böyle Gelmezdim
Nazan Bekiroğlu
Timaş Yayınları
536

Nazan Bekiroğlu'ndan Trabzon-Tebriz-Tiflis-Batum-İstanbul hattında geçen muhteşem bir roman.

Balkan Savaşı döneminde başlayıp I. Dünya Savaşı'na uzanan bir öykü...

Trabzon'dan ve Tebriz'den doğup birbirlerine doğru yol alan iki hayat; önce deli akan sonra durgunlaşan iki ırmak... Aslında çok ırmak... Tebriz'in en büyük, en asil halı tüccarının deli fişek oğlu Settarhan ve Trabzonlu inci tanesi Zehra...
Ateşin bakışlı ateşin duruşlu; ırmağını kendi bildiğince alev ateş akıtmayı seçen bir genç kız Azam. Adı ne aşk ne de dostluk olan bir duyguyla Settarhan'ın ırmağına dolanan Batumlu kitapçı Sophia. Acıyla yoğrulan, yoğruldukça durulaşan, kendi varlıklarını sevdiklerinin varlığında eriten Büyükhanım ve Hacıbey...
Ve hep kendi içine doğru akan, kendi ırmağını gencecik yaşta milleti için kurutan, Trabzon'un "kırık kafiyesi" İsmail, ah İsmail...

İki büyük savaşın savurup yeniden şekillendirdiği hayatlar, muhaceret, mücadele, kader, farklı inançların aktığı ortak zemin, üç ülke ve üç sevda Nazan Bekiroğlu'nun mürekkebi aşk olan kaleminde buluştu. "Nar Ağacı" hayal kadar zengin, roman kadar güzel, tarih kadar gerçek bir hikâye… İncelikle işlenmiş karakterleri, son derece zengin detayları ve dönemi anlatmadaki maharetiyle okuyanı çarpacak ve yıllarca unutulmayacak bir kitap...

Nazan Bekiroğlu – Cümle Kapısı

Cümle Kapısı Kitap Kapağı Cümle Kapısı
Nazan Bekiroğlu
Timaş Yayınları
232

Kelimeyle değil, cümleyle düşündüğümü fark ettim ben. Muhal farz bile olsa "Her şeyi özetleyecek bir cümle" tutkum, mana biriminin cümle olmasından. Karmaşık cümlelerle konuşmayı sevmem, öyle düşünmemden. Başka türlü anlatamıyorum, bu yüzden mazurum ben.

Faturaların, makbuzların, ihbarnamelerin arkasına.

Mektup zarflarının, davetiyelerin, program kartlarının boşluklarına.

Peçetelerin üzerine.

Kitapların, kenar sularına, kapak içlerine.

Defterlerin, sahifelerine değil kıyılarına köşelerine.

Yazılıp da bırakılmış; bilinç kendine bile hırsız, kim bilir bazıları hatırlanmış da sonradan unutulmuş bunca cümleyi bir yerlerden bulup da çıkarmam. Burada böyle bir kapı açmam.

Nazan Bekiroğlu – Cam Irmağı Taş Gemi

Cam Irmağı Taş Gemi Kitap Kapağı Cam Irmağı Taş Gemi
Nazan Bekiroğlu
Timaş Yayınları
248

Taşın boyanmasıydı adet olan, sıra boyamalara geldi. Yontucunun, kullandığı boyalara güveni sonsuzdu. Asırlarca dayanacaklarını, solmayacaklarını, bambaşka renklere dönüşmeyeceklerini biliyordu. Kimi bir deniz kabuğunun, kimi bir çömlek parçasının içinde karıştırdı renkleri. İstese, sonsuz sayıda renk elde edebilirdi. İstemedi. Kimi iç açıcı, kimi kasvet verici, ama hepsi de canlı ve kalıcı renklerle yetindi. Gözlerini karla hiç ovmamış kadınların ülkesinde buz mavisi, yağmur grisi gibi, kar beyazının da adı olmazdı elbet ama renklerin en zor olanı, kendisinden başka bütün renkleri yutanı, renksizlik kılanı, göz yakıcı çiğ beyaz bile onun duvar resimlerinde yumuşadı, uysallaştı. Hacmini buldu, boyun eğdi, renklerden bir renk oldu. En çok da bir yıldız ırmağının üzerinde akan lacivert gökyüzünün altında güzel durdu. Çünkü kraliçe her defasında yıldızlı gök altında beyaz bir elbise giyiyor oluyordu. Yontucu her şeyi üstün bir gerçekçilik duygusuyla tamamladı. Tasvirleri arasında bu gerçekçilikle bağdaşmayan tek sahne, lacivert ırmağın burgaçlı dalgaları arasına saldığı, batacağı ya da yol alacağı zamanın tek anlık aynasından belli olmayan taş geminin üzerine kaldı. Onun da tek yolcusu vardı

Arthur Conan Doyle – Kızıl Dosya

Sherlock Holmes: Kızıl Dosya Kitap Kapağı Sherlock Holmes: Kızıl Dosya
Arthur Conan Doyle
Timaş Yayınları
192

Huysuz, karizmatik, kendisi için mutlaka gerekli milyonlarca ayrıntıyı zihin sarayının kıvrımlarında saklayan, yakın dövüş ustası, kimya ve simya üstadı, Baker Sokağı'ndaki 221 B numaralı evin dünyaca ünlü sahibi Sherlock Holmes; komik, heyecanlı ve bir o kadar aksiyon dolu maceralarıyla yeniden okurlarla buluşuyor…

Doktor Watson, Afganistan dönüşünde Sherlock Holmes'le bir kimya laboratuvarında tanışır, birlikte Baker Sokağı'ndaki evlerine taşınırlar ve macera başlar!.. Brixton Caddesi'nde işlenen gizemli bir cinayet: Bomboş bir oda, sahipsiz bir altın yüzük, duvara kanla yazılmış bir not, ölüm sebebi belirsiz bir ceset... Holmes ve Watson bu ilk maceralarında nelerle karşılaşacak? Amerika'nın uçsuz bucaksız çöllerinden savrulup gelen hazin bir aşk hikâyesi, Londra'daki cinayetlerle nasıl ilişkilendirilecek?

Sir Arthur Conan Doyle'un ünlü kahramanı Sherlock Holmes'ün ilk defa okurla buluştuğu Kızıl Dosya, gelecek birçok maceranın sıfır noktası!..

Şamil Tayyar – Operasyon Ergenekon

Operasyon Ergenekon: Gizli Belgelerde Karanlık İlişkiler Kitap Kapağı Operasyon Ergenekon: Gizli Belgelerde Karanlık İlişkiler
Şamil Tayyar
Timaş Yayınları
340

Bazı komutanların ve devlet içinde görevli kişilerin birbirleriyle yaptıkları görüşmelerde ve yazışmalarda Türkiye`yi sarsacak hangi bilgilere ulaşıldı?

Cumhuriyet Gazetesi`ne atılan bombalar hakkında Makine Kimya Enstitüsü`nün hazırladığı raporda neler yazılı?

Dağlıca Baskını`nda Türk Milleti`nin kafasını karıştıran soru işaretlerini gün gün takip eden ve askerlerden komutanlara kadar çatışmaya katılan kişilerle görüşen Gazeteci Şamil Tayyar, bu yazışmaları ve çatışmanın olduğu bölgeye ait özel belgeleri ilk kez açıklıyor.

İlk kez yayınlanan belgelerle, OPERASYON-ERGENEKON çok konuşulacak

kitabın içinden bazı çarpıcı bölümler

İstihbarat birimleri arasındaki bu çatışma ve güç mücadelesi Çevik Bir zamanında en yüksek seviyeye çıkmıştı. Bir`in, Emniyet`in elindeki ağır silahları istemesi, Emniyet İstihbaratı`nın ve Emniyet`in güçlenmesinden duyduğu endişeyi ortaya koyuyordu. Mehmet Ağar bu isteğe çok sert bir cevap verdi. Bugün bu güç dengesi tamamen değişiyor.

Kuvvet komutanları Ak Parti`ye darbe yapmayı kararlaştırmışlardı. O gece İlker Başbuğ`u arayan Aytaç Yalman`ın kafasına takılan tek bir soru kalmıştı: Hilmi Özkök`ün hazırlattığı gizli ve özel rapor!

O gün, Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman`ın kapısını çalan kişi MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun`du. Atasagun, Yalman`ı iki konuda uyardı ve son sözünü söyledi. Aytaç Yalman, bu görüşmeden sonra oyunun dışına çıktı ve kuvvet komutanlarının planı alt üst oldu!...

Ergenekon`un 1 Numara`sı, İstanbul Orduevi`nde otururken önündeki gazeteden Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt`ın isminin üstünü çizdi ve yanına bir not yazdı: "Olmadı Yaşar, olmadı." Sonrası malum, istihbarat servisleri Ergenekon Operasyonu için düğmeye bastılar...

Selçuk Üniversitesi`nden bir grup öğretim görevlisi ve öğrenci, Yıldız Teknik Üniversitesi`nin Davutpaşa Kampüsü`nde silah kullanma, bomba yapımı, sabotaj gibi eğitimlere tâbi tutuluyor. Bu kampüs eski Davutpaşa Kışlası`dır. Ergenekon, burayı eğitim alanı olarak kullanıyor...

Dağlıca Baskını`nın perde arkasını araştıran ve kamuoyuna en doğru bilgileri veren Gazeteci Şamil Tayyar, Türkiye`yi sarsacak gizli belgeleri ilk kez bu kitapta yayınlıyor. Dağlıca Baskını`nda görevli ast subayın cebinden çıkan el çizimi mevzi planları, Cumhuriyet Gazetesi`ne atılan bombalar hakkında Makine Kimya Enstitüsü tarafından hazırlanan tetkik raporları, Ergenekon üyelerinin kendi aralarında yaptıkları telefon görüşmeleri, Başbakan R. T. Erdoğan`a emekli bir albay tarafından gönderilen gizli mektup ve kuvvet komutanlarının hazırladığı darbe planları...

OPERASYON: ERGENEKON, gizli kalmış birçok soruya cevap veriyor

Mustafa Armağan – Abdülhamid’in Kurtlarla Dansı

Abdülhamid'in Kurtlarla Dansı Kitap Kapağı Abdülhamid'in Kurtlarla Dansı
Mustafa Armağan
Timaş Yayınları
326

Sultan II. Abdülhamid 33 yıl boyunca etrafı "kurtlar"la çevrili bir ülkeyi sağ salim sahile çıkarmanın mücadelesini verdi. Hasta Adam'ın mirasının paylaşılması konusu 1850'lerde gündeme gelmişti. 1878'de Rusya karşısındaki ağır yenilgimiz, emperyalizmin iştahını kabartmıştı ve Türkiye'de darbe üstüne darbe yapılıyordu. Önce Sultan Abdülaziz'e yapıldı darbe, sonra V. Mrad'a. Sanıldı ki, Osmanlı'nın kaderi pamuk ipliğine bağlı. Nitekim Sultan Abdülhamid tahta geçtiğinde İngiliz Dışişleri Bakanı, kendisini tehdit etmiş, 'Ayağını denk alsın, ona da öncekilere yaptığımızı yaparız' demişti.

Çöküş için gün sayılırken, bu 34 yaşındaki adam, 30 yılını adayacağı bir icraatın düğmesine basıyordu. Ülkeyi bir barış dönemine sokarken, kazanılan zamanda demiryolu ağından eğitim yatırımlarına kadar bir dolu projeye imza atıyordu. Kendisini feda etmişti ama 30 yılda yetiştirdiği nesil, Çanakkale'den Sina çölüne kadar emperyalizme karşı Akif'in deyişiyle 'kıta kapma' oyunu oynayacaktı.

"Kızıl Sultan" demişlerdi ona. Kendi açılarından haklıydılar. Çünkü Osmanlı'nın paylaşımını pahalıya getirmişti Avrupa'ya. Kansız olacağını sandıkları Osmanlı gövdesindeki ameliyat, 30 yıllık gecikme sayesinde Avrupa'nın kanlı bir iç savaşına dönüşmüş ve bir dünya meselesi haline gelmişti.

Osmanlı tarihini yeniden yazmaya koyulan Mustafa Armağan'ın titiz ve akıcı kaleminden Son Sultan'ın Kurtlarla Dansı... Kitabı okuyunca dansın bugün de devam ettiğini fark edeceksiniz...