Timothy Earle – Şefler Nasıl İktidara Geldiler

Şefler Nasıl İktidara Geldiler: Tarih Öncesinde Politik Ekonomi Kitap Kapağı Şefler Nasıl İktidara Geldiler: Tarih Öncesinde Politik Ekonomi
Timothy Earle
Versus Kitap
280

Şefler Nasıl İktidara Geldiler? Şeflikleri inceleyerek, politik iktidarın doğasına ve sosyopolitik karmaşıklığın evrimine dair temel sorulara yanıt vermeye çalışıyor. Northwestern Üniversitesi Antropoloji Bölümü Profesörü Timothy Earle, şefliklerin temel dinamiklerinin devletlerinkiyle esasen aynı olduğunu ve devletlerin kökeninin, şefliklerin ortaya çıkışı ve gelişimine bakılarak anlaşılabileceğini savunuyor.

Şefliklerin tarihi, bazı durumlarda, geniş ölçekli, siyasi olarak merkezileşmiş toplumların kurumsallaşmasına, diğer bazı durumlarda ise oldukça parçalanmış ve dengesiz bölgelerin ve rekabet halindeki politik birimlerin oluşumuna yol açan evrimsel gelişim çizgilerini ortaya koymaktadır. Şeflik toplumlarının dinamiklerinin anlaşılması, modern dünyanın tarihsel altyapısına temel bir bakış açısı sunmaktadır.

Bu kitaptaki argümanları geliştirmek için üç örnekten yararlanılmıştır: Neolitik ve Erken Bronz Çağı'nın (M.Ö. 2300-1300) Danimarka'sı, insan yerleşimine açılmasından dünya ekonomisine eklemlenmesine değin (M.S. 800-1824) Hawai'i ve erken Huacrapukio şefliklerinden İnka emperyal fetihlerine değin (M.S. 500-1534) Peru'nun Andlar bölgesi. Her üç bölgede de yapılan geniş saha çalışmalarından yola çıkılarak, bu örnekler, farklı toplumsal iktidar temellerine sahip olan şeflikleri betimlemektedir. Bu çalışma, incelediği örnekler arasındaki temel ekonomik ve tarihsel farklılıkların, iktidar stratejileri ve bu stratejilerin politik sonuçları arasındaki farklılığı anlamaya yardımcı olduğunu varsaymaktadır. Bu çalışmanını nihai amacı, şeflerin nasıl iktidara geldiklerini ve birbirleriyle çelişen iktidar temellerinin toplumların evrimsel çizgileri üzerindeki etkilerini saptamaktır.

Algan Sezgintüredi – Katilin Uşağı

Katilin Uşağı Kitap Kapağı Katilin Uşağı
Algan Sezgintüredi
Versus Kitap
288

Vedat ve Tevfik'le bir kez daha hasret gideriyoruz. Algan Sezgintüredi bu iki can yoldaşını, Vedat Kurdel ile Tevfik Dağdelen'i, bize ilk kitabı "Katilin Şeyi" ile tanıtmıştı. Uzun bir aradan sonra da, gerilimi ilk kitap kadar sağlam, karakterleri ustaca işlenmiş "Katilin Meselesi" yayınlandı. Serinin üçüncü kitabı ise adını, polisiyelere yakıştırılan 'sürpriz' katilden almış: "Katilin Uşağı." İkinci kitapta evli olduğu için yokluğunu hissettiğimiz, ancak sonradan imdada yetişen Tefo, bu kez de, kişisel nedenlerle, babası emekli baş komiser Nezih Bey ve Vedat ile kurdukları "Nezih Dağdelen ve Ort. Özel Araştırma Ltd. Şti."nden ayrılacağını bildiriyor. Oysa belli başlı karakterlerin bize sunulduğu resepsiyondaki katliamın kesinlikle soruşturulması gerek. Hem bu konuda talep var, hem de kendileri de ölümden kıl payı kurtulmuş. Çaresiz, iş başa, yani bir baltaya sap olamamış yakışıklı, iri yapılı Vedat'a düşecek. Üstelik de, bu ortaklıkta payına zekâ düşen kişi o olmadığı halde… Vedat'ın amatörlüğünü her haliyle belli etmesi, onu okura daha da yaklaştırıyor. Algan Sezgintüredi'nin, aşırı güç ve/veya para insana neler yaptırır sorusu üzerinden insan doğası hakkında söyleyecek sözü var. Vedat, bu sefer değirmenlere saldırıyor: Don Kişot gibi yeniliyor ve Cervantes gibi kazanıyor. Kitap kurguları zekice, dili çok özenli Sezgintüredi, aynı zamanda Türkçeyi büyük bir şevkle ve ustaca kullanan ender yazarlardan biri. Önceki iki kitapta olduğu gibi burada da, polisiye kulvarında mizahtan hakkıyla yararlanmanın parlak örneklerini sunuyor.

Albert Caraco – Post Mortem

Post Mortem Kitap Kapağı Post Mortem
Albert Caraco
Versus Kitap
112

Yirminci yüzyılın az sayıdaki karanlık, nihilist düşünür-yazarlarından Albert Caraco külliyatı, 'Kaosun Kutsal Kitabı'nın ardından 'Post Mortem'le devam ediyor.

Caraco'nun en anlaşılır metni olsa da, Eser'in bütünlüğüne dahil: Son derece yalın, ama aynı ölçüde incelikli, 'alengirli', daima muhteşem, daima katlanılmaz. Caraco'nun paradokslardan aldığı haz bu kısa ve otobiyografik metnin her yanından fışkırıyor. Müteveffa 'Sayın Anne'nin ardından yazılan bu metin sevgi ile nefretin incelikli oyunlarının sergilendiği ender eserlerden biri. Nefretini açıkça ifade eden Caraco, nevropatça tiksindiği yaşamının kaynağı olan, doğuran, hadım eden bu 'Sayın Anne' figürü karşısında sevgisini de gözler önüne serer.

Bu 'hayal kırıklığına uğramış hümanist'in, bu 'insanlık holocauste'u tellalı'nın gözünden, tek lütfa değer varlığa, 'Sayın Anne'ye yazılmış bu 'kara-lama', Caraco'nun soğuk nesnelliğiyle gizlemeye çalıştığı ama bütün ketlenmelerinin ve yaratısının belki de temellerinde bulunan bir kırılganlığın, acının, en güzel, en lirik ifadelerindendir.

Bu yas anlatısı, aynı zamanda, Ezeli Dişi üzerine, her varlığın içindeki tensel ve tinsel dişi üzerine de bir tefekkürdür.

Her sayfada tek paragraflık yazı tarzıyla, Caraco, tekrar tekrar okumaya, düşünmeye ve belki de boşlukları, kâğıdın, yaşamın boşluklarını doldurmaya ya da bu boşluklara bakabilme cesaretine sahip olmaya davet ediyor bizi...

Raoul Vaneigem – Dinin İnsanlıkdışılığına Dair

Dinin İnsanlıkdışılığına Dair Kitap Kapağı Dinin İnsanlıkdışılığına Dair
Raoul Vaneigem
Versus Kitap
128

Din eleştirisinin sonunda varacağı yer, insan için yüce varlık olduğu doktrindir; keza insanın değersiz, köleleştirilmiş, terk edilmiş, aşağılık bir varlık oldugu bütün toplumsal ilişkileri yıkma yönündeki kesin buyruğa varır.
Karl Marx

Din, insanları bunaltan, gözünü açtırmayan aşağılamanın en tamamlanmış biçimidir. Tanrıların onurlandırıldığı her yerde halkların yalnızca adı insandır.

İlahi kudret, ekonominin insanı yaşamdan koparıp çalışmaya indirgediği anda insanın mahkum olduğu güçsüzlükten doğmuştur. Evrenin yaratıcısı, insanın efendisi ya da kaderinin tek buyurucusu bir tanrı fikri, özgül anlamda insani gerçek güç olan yaratıcılığın çalışma zorunluluğu nedeniyle yolundan saptırıldığı bir sistemin bir dalaveresidir.

Peki gökyüzünün yeryüzü üzerindeki gücüne duyulan bu aptalca inanç neye dayanır?

Marquis de Sade – Tanrıya Karşı Söylev

Tanrıya Karşı Söylev Kitap Kapağı Tanrıya Karşı Söylev
Marquis de Sade
Versus Kitap
152

Ey sen, dünyada mevcut her şeyi yarattığı söylenen: hakkında en ufak bir fikrim olmayan sen; ancak lafta tanıdığım ve her gün yanılan insanların bana söyledikleri kadar bildiğim sen; tanrı denen acaip ve hayal mahsulü varlık, kesinlikle, gerçekten ve herkesin önünde ilan ediyorum ki sana en ufak bir inancım yok. Ve bunun da nedeni gayet mükemmel: dünyadaki hiçbir şeyin akla yatkınlığına kanıt olmadığı saçma bir varoluşa beni ikna edecek hiçbir şey bulamıyorum.

Ey yanlışın ve fanatizmin kör ettiği zayıf ve saçma faniler, tepesi tıraşlı rahiplerin batıl inancının sizi gömdüğü tehlikeli yanılsamalardan vazgeçin! Onların size bir Tanrı sunmalarındaki müthiş çıkarı ve bu tür yalanların sizin mallarınız ve ruhlarınız üzerinde onlara sağladığı itibarı düşünün! Yüreğinizde bir ibadet ihtiyacı duyuyorsanız, tutkularınızın somut nesnelerine yönelin: gerçek bir şey sizi en azından bu doğal saygı içinde tatmin edecektir. Ama tanrıya yönelik iki, üç saatlik sofuluğun ardından ne hissediyorsunuz? Sizin duyularınıza hiçbir şey sağlamayan soğuk bir hiçlik, tiksinti verici bir boşluk. Düşlere ve gölgelere tapmış olsaydınız da duyularınız aynı durumda olurdu! İndirin batıl inanç ağacına son darbeyi; dalları budamakla yetinmeyin: Etkileri bu kadar bulaşıcı olan bir bitkiyi tamamen kökünden söküp atın!

Tanrıları devirerek, aşıralım gök gürültülerini onların ve yıkalım bu ışıltılı şimşekle ürkütücü bir dünyada hoşumuza gitmeyen her şeyi!

Simon Vestdijk – Çalgılı Bahçe

Çalgılı Bahçe Kitap Kapağı Çalgılı Bahçe
Simon Vestdijk
Versus Kitap
406

"Hollanda kökenli dev yazarlardan biri olan Vestdijk, eğer ülkesi dışında daha iyi tanınmış olsaydı, adı Joyce, Kafka ve Proust'la birlikte anılabilirdi."Ölmeden Önce Okumanız Gereken 1001 Kitap

"Çalgılı Bahçe", Simon Vestdijk'in, ülkesinde ve Avrupa genelinde toplumsal sınıflar arasındaki ilişkileri yüksek entelektüalizmle yoğrulmuş, sertliği ve dosdoğruluğu ölçüsünde sevecen üslubuyla anlattığı ve 1930'lu yılların burjuva sınıflarında gerçek tokat etkisi uyandırmış romanlarının en ünlüsü.

Tıp doktorluğunu bırakarak kendini yazmaya veren müzik sevdalısı Vestdijk, hayatında önemli yer tutan bu iki öğeyi "Çalgılı Bahçe"de, kahramanı Nol'ün ağzından naklettiği trajik aşk öyküsünün merkezi yapmış. Ancak, iki ayrı sınıf mensubu arasında aşk, onları bir araya getiren müzik ve trajediyi doğuran kaçınılmaz ölümcül hastalık öğelerinin altında, romanı Yirminci Yüzyıl'ın önemli eserleri arasına sokan ve esas trajediyi yaratan olgu var: Burjuvazi, burjuvazinin alt sınıflara bakışı ve aymazlığı.

"Çalgılı Bahçe" Nol'ün çocukluk anılarıyla başlıyor. Bir çocuğun, büyüklerin yaşamına, yarı yarıya anlayan, anladıklarını da kendi zihinsel gelişimi oranında çoklukla yanlış yorumlayan bakışı, kahramanın büyümesiyle birlikte gelişerek hayata aymak yerine sınıf farklılığının vurgulanması adına inatla korunan ve baskın kılınan burjuva bakışına dönüşüyor. Bunu, Vestdijk'in ustalıkla çizdiği "Orta halli Hollanda kasabası" çerçevesinde küçücük heveslere, hayallere ve özenmelere biçilen olağandışı değerler, insanca kabul edilmesi gereken yargıların tümüyle sınıf ve güç farklarına toslayarak parçalanması izliyor. Ve görünenin altındaki gerçek trajedi, burjuvanın tepeden baktığı gerçek hayat karşısındaki aymazlığı, anlamazlığı, bu bağlamdaki aşırı romantik yaklaşımları ve bir anlamda "çocukça saflığı" ortaya çıkıyor.

Paolo Bacigalupi – Kurma Kız

Kurma Kız Kitap Kapağı Kurma Kız
Paolo Bacigalupi
Versus Kitap
536

23. Yüzyıl… Küresel Isınmayla yükselen okyanuslar dünya coğrafyasını değiştirmiş… Karbon temelli yakıtlar tükenmiş; enerji depolamada elle kurulan yaylar kullanılıyor… Biyoteknoloji dünyaya egemen ve kalori şirketleri adıyla tanınan devasa şirketler, "gen-kırma tohumlar" üzerinden gıda üretimini kontrol altında tutuyor. Ürünlerine pazar yaratmak için biyo-terörizmden, özel ordulardan ve ekonomik-tetikçilerden yararlanıyorlar… Genetik yapısıyla oynanmış ekinler ve mutasyon geçirmiş zararlılar yoluyla sürekli ölümcül salgınlar ve kitle ölümleri yaşanıyor… amansız iktidar mücadelesinin ortasındaysa hizmet amacıyla üretilen ve "kurmalar" adıyla anılan, korkulan ve aşağılanan Yeni İnsanlar'ın temsilcisi, Japon efendisince kullanılıp kâğıt mendil misali atıldıktan sonra gece kulüplerinde eti zorla erkeklere satılan Emiko var…

Paolo Bacigalupi, ödüle doymayan romanı Kurma Kız'da işaretlerini bugün görüp çoklukla gündelik dertlerimiz yüzünden görmezden geldiğimiz, yaşaması zorlu, karamsar bir geleceğe karşı uyarıyor bizi.

2009 Hugo En İyi Roman Ödülü
2010 Nebula En İyi Roman Ödülü
2010 Locus En İyi Roman Ödülü
2010 Joan W Campbell Ödülü
2010 Compton Crook En İyi Roman Ödülü sahibi; Time, Publisher Weekly ve Library Journal tarafından yılın en iyi 10 romanı listesine alınan görkemli bir roman…

Ursula K. Le Guin – Yaban Kızlar

Yaban Kızlar Kitap Kapağı Yaban Kızlar
Ursula K. Le Guin
Versus Kitap
100

Locus, Asimov ve Nebula Ödülü sahibi Yaban Kızlar, ipek ve kılıçla bezeli bir toplumdaki iki esir "toprak çocuğun" adalet arayışlarının şiddet ve aşk yüklü bir sona varan öyküsünü anlatıyor. Öyküyü Ursula K. Le Guin'in şirketsel yayıncılığın ve kapitalizmin temel varsayımlarının maskelerini alaşağı eden denemesi "Okurken Uyanık Kalmak" ve yazarının bilinmeyen yönlerini ortaya koyan bir söyleşi izliyor.

Frantz Fanon – Yeryüzünün Lanetlileri

Yeryüzünün Lanetlileri Kitap Kapağı Yeryüzünün Lanetlileri
Frantz Fanon
Versus Kitap
314

Frantz Fanon'un sömürgeciliğin sömürge halkları üzerindeki psikolojik sonuçlarını analiz etmeye çalıştığı en ünlü eseri olan Yeryüzünün Lanetlileri sömürgecilik karşıtı mücadelenin ve Üçüncü Dünya'nın özgürlüğünün manifestosu olarak bilinmektedir. Afrika'daki ulusal kurtuluş hareketlerinin ve Amerika birleşik Devletleri'ndeki Kara Panterler örgütünün esin kaynağı olmuştur.

Soylu ruhlarımız ırkçıdır!

Bu gerillalar benimsenmek için şövalyece davranmalıdırlar; insan olduklarını kanıtlamanın en iyi yolu budur. Bazen sol onları ayıplar: "Fazla ileri gidiyorsunuz, sizi daha fazla destekleyemeyiz." Yerliler onların desteğine hiç mi hiç aldırmazlar; bu desteği alıp bir taraflarına sokabilirler, değeri bu kadardır. Savaş başlar başlamaz bu sert gerçeği gördüler: Biz de herkes gibiyiz, hepimiz onlardan yararlandık, bir şey kanıtlamaları gerekmez, kimseye ayrıcalıklı muamele etmeyecekler. Görev tek, amaç tek: her tür araçla sömürgeciliği sürüp atmak. En uyanıklarımız gerektiğinde bunu kabul etmeye hazırdırlar, ama bu güç denemesinde aşağı insanların bir insanlık belgesi elde etmek için kullandıkları tamamen insanlıkdışı yöntemi görmeden gelemezler: Hemen verin şu belgeyi de barışçıl yollarla bunu hak etmeye çalışsınlar. Soylu ruhlarımız ırkçıdır.

Fanon'u okuyun. Fanon, bu bastırılamaz şiddetin ne de bir bardak suda fırtına, ne barbar içgüdülerinin yeniden ortaya çıkışı ne de bir hınç olduğunu kusursuzca gösteriyor: kendine gelen insandır bu.
Jean-Paul Sartre